“`html
ABD Başkanı Donald Trump, son zamanlarda Grönland’a ilişkin tutumunu daha da sertleştirdi. Trump’ın Grönland’ı zorla alma imaları, NATO içinde de gerginliklere yol açtı. Buna karşılık bazı Avrupa ülkeleri, Trump’a karşılık vermek amacıyla Grönland’daki askeri varlıklarını artırma kararı aldı.
Washington’dan gelen haberler, “ABD’nin güvenliği”, “Çin ve Rusya’nın tehditleri” ve “stratejik gereklilikler” gibi argümanlarla Grönland’ın ABD kontrolüne geçmesi gerektiğini öne sürüyor. Danimarka ve Grönland yönetimleri bu iddiaları kesin bir dille reddetse de Trump’ın konuyu sürekli gündemde tutması, meselenin sadece bir kişisel çıkış olmadığını ortaya koyuyor.
Trump’ın Grönland üzerindeki ısrarının arkasında ise Arktik bölgesindeki küresel rekabetin derinleşmesi yatıyor. İklim değişikliğinin etkisiyle eriyen buzullar, Kuzey Kutbu’nu sadece ekolojik bir felaket alanı değil, aynı zamanda yeni ticaret yolları, enerji kaynakları ve askeri üstünlük mücadelesinin odağı haline getiriyor.
ABD’nin Grönland ile ilgili girişimi, bu geniş çerçevede değerlendirilmelidir.
Arktik artık bilimsel iş birliği alanı olmaktan çıkıp, büyük güçler arasında yeni bir etki alanına dönüşmüştür. Bu değişim, esasen iklim değişikliğinin bir sonucudur.
Eriyen Buzlar ve Yeni Deniz Yolları
Küresel ısınma, Arktik Okyanusu’nu mevsimsel olarak gemi trafiğine açık hale getirdi. Bazı tahminlere göre, yüzyılın sonuna gelindiğinde Arktik Okyanusu yılın büyük bir bölümünde ulaşım için uygun hale gelecek. Bu durum, ticari deniz taşımacılığı ve doğal kaynak çıkarımı açısından yeni fırsatlar doğururken, ABD, Rusya ve Çin arasında yeni bir jeopolitik rekabet ortamı oluşturuyor.
Arktik rotası, Asya ile Avrupa arasındaki deniz yolculuğunu %40’a varan oranlarda kısaltma potansiyeline sahip. Bu da maliyetleri azaltarak ticaret hacmini artıracak ve dünya ticaret dengelerini sarsabilecek gelişmelerin önü açmış olacak.

Çin: Kıyısı Olmadan Merkeze Giriş
Çin’in Arktik’e olan ilgisi yeni bir olgu değil. 1980’lerde bilimsel araştırmalarla başlayan bu ilgi, 2010’lardan itibaren belirgin bir stratejiye dönüşmeye başladı. Pekin yönetimi, Arktik Konseyi’nde gözlemci statüsü kazanarak “Kutup İpek Yolu” projesini duyurdu ve Arktik politikasını resmen tanımladı.
Çin ekonomisi büyük ölçüde imalat ve ticarete dayanıyor. Enerji ithalatının büyük kısmı, ABD’nin güçlü etkisi altında olan Güney Çin Denizi, Malakka Boğazı ve Süveyş Kanalı gibi güzergahlara bağlı. Arktik üzerinden açılacak yeni rotalar, bu bağımlılığı azaltma kapasitesine sahip stratejik alternatifler sunuyor.
Çin, Arktik’i sadece bir deniz yolu olarak değil, aynı zamanda enerji güvenliği ve uzun vadeli jeopolitik çıkarları açısından bir araç olarak görüyor. Bu yüzden Rusya, İzlanda ve Grönland ile anlaşmalar yaparak bölgedeki varlığını kalıcı kılmaya çalışıyor.
Rusya: Tarihi Avantaj ve Duygusal Ortaklık
Arktik, Rusya için yalnızca stratejik değil, aynı zamanda tarihi bir alan. Arktik kıyısında yaklaşık 24 bin kilometrelik en büyük fiziksel varlığa sahip olan Moskova, Arktik’i ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriyor. Eriyen buzlar, Rusya’nın soğuk su limanlarına erişim sorununu aşma imkanı tanıyor.
Kuzey Deniz Yolu’nun yıl boyunca işler hale gelmesi, Rusya’nın küresel ticaret ve enerji piyasalarındaki etkisini artırabilir. Ancak, Rusya-Çin iş birliği düşündüğünden daha fazla sorun barındırıyor. Bu ortaklık, esasen ABD hegemonyasına karşı kurulan taktiksel bir zemin sunuyor.
Çin, Arktik’i küresel ticaret ve enerji güvenliği açısından uluslararası bir geçiş koridoru olarak tanımlarken; Rusya bölgeyi kendi egemenlik alanı ve ulusal güvenliğinin temel unsuru olarak görüyor. Moskova, Arktik’i yabancı sermayeden uzak tutmaya çalışırken, Pekin’in artan ekonomik ve lojistik varlığı bu dengeyi uzun vadede zorlayacak bir etken olabilir.
ABD: Grönland’ın Stratejideki Yeri
ABD, Alaska üzerinden Arktik bölgesine sınır komşusu ve Washington’un bölge ile ilgili ilgisi oldukça eski. Ancak, Çin ve Rusya’nın artan faaliyetleri bu ilgiyi stratejik bir öncelik haline getirdi. ABD askeri planlamasında Arktik, Kuzey Amerika’nın savunma ağı içinde kritik bir eleman olarak yer alıyor. Bu bağlamda Grönland, erken uyarı sistemleri, hava ve füze savunma sistemleri açısından büyük önem taşıyor.
Trump’ın Grönland üzerindeki ısrarı, bu çerçevede anlam kazanıyor. Grönland, sadece askeri üsler açısından değil; Çin’in madencilik ve altyapı yatırımları nedeniyle de ABD’nin dikkatini üzerinde topluyor. Araştırma kuruluşları, Grönland’ı ABD’nin Arktik’teki savunma derinliğinin önemli bir unsuru olarak değerlendiriyor.
Soğuk Savaş döneminde, ABD’nin Grönland’daki askeri mevcudiyeti Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan erken uyarı sistemlerinin bir parçasıydı. Bugün ise, bu miras Çin ve Rusya’nın artan Arktik faaliyetleri nedeniyle güncellenmiş bir boyut kazanıyor. Washington, Arktik’te askeri olarak Rusya’nın üstünlüğünü dengelerken, ekonomik ve stratejik açıdan da Çin’in etkisini sınırlamayı hedefliyor. Bu nedenle Grönland, ABD için sadece savunma değil, aynı zamanda önleyici jeopolitik kontrol alanı olarak değerlendiriliyor.
Ayrıca, Grönland’ın önemi yalnızca askeri boyutla sınırlı değil. Çin’in son yıllarda Grönland’da yürüttüğü madencilik, altyapı ve bilimsel araştırma projeleri, Washington tarafından “askeri olmayan ancak stratejik” bir tehdit olarak algılanıyor. ABD, Çin’in bu şekilde Arktik’te kalıcı bir ekonomik ve siyasi nüfus alanı oluşturmasından kaygı duyuyor. Bu nedenle Grönland, Washington için Çin’in Arktik’e “arka kapıdan” girişini engellemenin bir aracı haline geliyor.
ABD’nin Arktik’teki rekabeti yalnızca askeri strateji ile değil, toprakları, askeri üsleri ve siyasi etki alanları üzerinden yeniden şekilleniyor. Grönland, bu stratejide ABD’nin elini güçlendiren önemli bir “ileri karakol” işlevi görüyor.
İklim Krizi, Militarizasyon ve Emperyal Rekabet
Arktik’te yaşanan gelişmeler, iklim krizinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda jeopolitik bir dönüşüm yarattığını gözler önüne seriyor. Eriyen buzlar, büyük güçlerin hesaplarını hızlandırırken, bölge hızla askerileşiyor ve ticaret ile enerji projelerinin merkezine yerleşiyor.
Trump’ın Grönland üzerindeki çıkışları, bu sürecin en belirgin yansımalarından biri olarak öne çıkıyor. Kuzey Kutbu, artık dünyanın “son sınırı” değil; emperyal rekabetin yeni ve soğuk bir cephesi haline gelmiştir.
“`