“`html
Barış Araştırmaları Derneği Başkanı Süleyman Demirtaş ile Röportaj
Barış Araştırmaları Derneği (QAD), başkanı Süleyman Demirtaş ile Suriye’deki geçici Şam yönetiminin Rojava’ya yönelik saldırılarını, iptal edilen Ahmed eş-Şara’nın Almanya ziyaretini ve Türkiye’deki Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni detaylıca ele aldık.
Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Kobanî yargılamalarındaki tutukluluğuna da değinen Süleyman Demirtaş, “Avrupa İnsan Hakları Beyannamesini referans alarak tek bir madde bile yeterli: Gerisi topluma kalıyor… Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kararlarına uyulmamasının sonuçları ile ilgilenmeli,” diye konuştu.
Yeni çözüm sürecinin gerektirdiği yasal değişiklikler konusunda ise Demirtaş, “Siyasetçilerin kürsü dokunulmazlığının garanti altına alınması, kamu yararını koruyabilmeleri için zorunludur. Eğitim ve diğer birçok alanda yasal düzenlemelere ihtiyaç var… Türkiye kalıcı bir barış süreci arıyorsa yeni bir anayasa kaçınılmaz,” ifadelerini kullandı.
Ahmed Eş-Şara’nın Almanya Ziyareti Üzerine
Ahmed eş-Şara’nın (Colani) 19-20 Ocak 2026 tarihlerinde Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in davetlisi olarak Berlin’e geleceği planlanıyordu. Bu durum büyük tepkilere yol açtı ve daha ziyareti öncesinde protestolar gerçekleşti. Şara’nın bu ziyaretinin diplomatik anlamı ve Avrupa açısından taşıdığı riskler halen tartışılıyor.
Colani’nin Almanya ve Davos ziyaretlerini iptal ettirmesi, protestoların etkisiyle olduğu gibi kendi iradesine bağlı olsun, doğru bir karar olarak değerlendirilebilir. Zira, uluslararası arenada bir devlete temsilci olarak ağırlanması, hem siyasi hem de etik açıdan problematiği artırmaktadır. Özellikle, son yıllarda dünya genelindeki çeşitli olaylar ve özellikle Afganistan’daki gelişmeler ışığında, hükümeti ele geçiren gruplarla işbirliği yapan Avrupa diplomasisi oldukça tartışılan bir konuma gelmiştir.
Büyük Bir Diplomatik Yanlışlık
Colani’nin Almanya’ya gelişi, birçok açıdan dikkat çekici bir tablo sunmaktadır. El-Kaide ve IŞİD gibi radikal grupların Avrupa’daki eylemleri göz önüne alındığında, böylesi gruplarla geçmişte ilişkisi olan bir kişinin Almanya’da üst düzey ağırlanması oldukça tartışmalıdır. IŞİD’in geçmişte gerçekleştirdiği saldırılar akıllarda hala tazeyken, böyle bir karşılaşma, toplumun psikolojisini olumsuz etkileyebilir.
Almanya’da IŞİD tehdidi, günlük yaşamı köklü şekilde etkilemektedir. Örneğin, birçok Noel pazarı ve organizasyonlarda güvenlik önlemleri artırılıp yollar kapatılmaktadır. Almanya hükümetinin, IŞİD ve benzeri örgütlerle ilişkili bir geçici hükümet başkanını kabul etmesi, hem diplomatik hem de politik açıdan büyük bir hata olarak değerlendirilecek; böyle bir tutum, örgütlerin Avrupa’da daha fazla cesaretlenmesine yol açacaktır.
Suriye’deki Devam Eden Saldırılara Dikkat
Suriye’de devam eden saldırılar, birçok Avrupa ülkesinde Rojava ile dayanışma eylemleri yapılmasına neden oldu. QAD olarak, bu saldırıların “bölgesel istikrar ve barış” için tehdit oluşturduğunu vurgulamak amacıyla Merz ile bir görüşme talep ettiniz. Uluslararası tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeterli buluyor musunuz?
Rojava’nın, Ortadoğu’daki radikal gruplarla çevrili olduğunu bilenler, dayanışma amaçlı sokaklarda yerlerini alıyor. Ancak IŞİD’le mücadele eden Kürt kadınlarına ve gençlere yönelik minnettarlığın yeterince ifade edildiğini söylemek zor. Suriye’deki istikrarsızlığın sonuçlarına şikayet eden bazı ülkeler, yine de radikal unsurlarla işbirliğinden çekinmiyor. ABD’nin Taliban ile yaptığı gibi, mevcut rejimin karakterine bakmadan ittifaklar geliştirmektedirler. Politik ve ahlaki açıdan, Avrupa ülkeleri de bu durumu gözden geçirmelidir.
Kürt Ulusal Birliği Üzerine
Elbette ki, mevcut dayanışma hedef gelse de, Kürtler arasında gelişen birleşim ruhu bu hareketin büyümesini sağlıyor. Rojava’ya yönelik saldırılar, Kürt ulusal birliğini pekiştiren pozitif bir etki yarattı. Farklı Kürt grupları, bu yeni duruma ayak uydurmalı ve Kürt Ulusal Birliği hayata geçirilmelidir.
Suriye’de devam eden “entegre” görüşmeler sürerken çatışmalar yeniden alevlendi ve ateşkes özellikle uygulamakta zorlandı. Türkiye’nin ilk günden Şam hükümetine verdiği destek ne anlama geliyor? Yeni çözüm süreci çerçevesinde ‘barış ve demokrasi’ yeniden gündem olsa da, güncel politikalar neden tekrar sertleşti? Sürecin yönünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sürece Güvenin Zedelenmesi
Çatışmaların derinleşmesinin kimseye yararı yok. Kürtlere yönelik saldırılar Suriye’de istikrar tesis etmeyecek. Türkiye’nin bu süreçte Kürtlerle aynı anda Rojava’ya karşı yürüttüğü operasyonlar, sürecin güvenilirliğini zedeledi. Pek çok kişi artık bu sürecin olumlu sonuçlar doğurmayacağına inanıyor. Bu da Türkiye’deki süreçlere dair kaygılara yol açabilir.
Sürecin yeniden güvenilir bir hale gelmesi için Rojava’daki baskılar kaldırılmalı ve süreç daha şeffaf hale gelmelidir. Herkesin sürecin içine yer almadığı bir yapı, ilerleme sağlayamaz. Tüm meseleler, toplumun onurunu koruyacak biçimde bir çözüme kavuşturulmalıdır.
Meclis Süreci ve Yasal Düzenlemeler
Meclis’te yürütülen süreç, rapor yazma aşamasındadır ve ardından yasa tartışmaları başlayacaktır. Kardeşiniz Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu, Kobanî destekçileri olan pek çok siyasetçinin tutuklu bulunduğunu dikkate alırsak, Yasal düzenlemelerde hangi adımlar atılmalıdır?
Şiddetsiz bir toplum inşa etme arzusu ile geçen yıllarımıza yönelik bir devletin yapması gerekenler oldukça fazladır. 2024 yılında, çoğu akademisyenden oluşan QAD Barış Araştırmaları Derneği, Türkiye ve Kürdistan’daki şiddet sarmalını aşmaya yönelik çözüm önerilerini tarihi ve bilimsel bir zeminde araştırmayı hedefliyor. Umarım günün birinde sivil toplum olarak “hazırız” diyerek sesimizi duyurabiliriz.
Savaşmayı Bıraktığımızı İlan Etmeliyiz
Toplumun yaralarının sarılması, yüzleşme süreçleri ve tazminatlar, üzerinde çalışılması gereken konulardan yalnızca birkaçıdır. Bu süreçlerin ele alınması zaman alacaktır. En net şekilde “savaşmayı bıraktık” demek yeterli olabilir. Bunun kamuoyuna açık bir şekilde ve yasal güvence altına alınması gerekmektedir.
Tek bir madde yeterli olacaktır: “Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Beyannamesini esas alır.” Bundan sonrası toplumun inisiyatifine bağlıdır. Ancak Avrupa’da bu konudaki irade maalesef görünmüyor. Mahkemelerinin otoritesini sarsanlara karşı günümüz itibarıyla nasıl bir duruş sergileyeceğiz?
Yeni Bir Anayasa İhtiyacı
Kürt sorununa dair atılacak adımlardan en önemlisi, terörle mücadele yasalarının gözden geçirilmesidir. Çoğu demokratik hak arama yöntemi bu yasalar yüzünden cezalandırılmaktadır. Yerel yönetimler üzerine uluslararası yasalardaki çekinceler kaldırılmalı, bölgesel idari yapılar yeniden düzenlenmelidir. Siyasetçilerin kürsü dokunulmazlığı güvence altına alınmalı ki, kamu yararını korumak için bağımsız hareket edebilsinler. Ayrıca eğitimden avcılığa kadar pek çok yasanın yeniden düzenlenmesi gerekecektir. En önemlisi, tüm halkları kapsayan demokratik, sivil bir anayasa gereklidir. Eğer Türkiye kalıcı bir barış süreci tesis etmek istiyorsa, yeni bir anayasa şarttır.
Sürgündeki Davalar ve Siyasi Atmosfer
Eskiden açılan ve zaman aşımına uğraması gereken tüm davaların düşmesi; Avrupa’da sürgündekilerin davalarının düşürülmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, Türkiye’deki siyasi atmosferin bu durumu destekler hale gelmesi ve insanların kendilerini güvende hissetmesi zaruridir. Fakat şu an bu hedeflerden epey uzak görünmekteyiz.
(AB)
“`