Suriye Zaferinin Ardındaki Gerçek: Dil ve Akrabalık
Bugün televizyonlarda zafer naraları atılıyor. Haritalar ekranda açılıyor, oklar çiziliyor, kelimeler sertleşiyor. Stüdyolarda parlayan gözlerle “kazandık” diye haykırılıyor. Sosyal medyada adeta bayram havası var. Ancak ben her ekrana baktığımda, haritalardan değil yüreğimden bir şeylerin koptuğunu hissediyorum.
Bu kutlama dilinde tuhaf bir soğukluk var. İnsanlık duygularına hitap etmeyen, vicdanı pas geçip doğrudan öfkeye yönelen bir dil söz konusu. Ve en çok da bu ülkenin Kürt vatandaşı olarak beni olduğu gibi tüm Kürtleri yüreğinden vuran bir dil.
Bizleri bu toprakların bin yıllık hikayesinden sessizce dışlayan, “biz”i dışarı atan, görünmeyen bir sürgün başlatan bir dil.
Ancak unutulmamalıdır ki;
- Suriye, Mardin’de hala bir annenin “orada kaldı” dediği kız kardeştir.
- Suriye, Nusaybin’de bir mezar taşının yanında duran amcadır.
- Suriye, Cizre’de bir evin duvarında asılı, Qamişlo’dan getirilmiş sararmış bir fotoğraftır.
Aynı soy, aynı acı, aynı coğrafya. Sınırlar çizildi ama akrabalık çizilmedi.
Şu anda Şam dediğiniz yer, sadece haritalarda var olan bir nokta değil.
Şam üzerinden kurulan her cümle sadece dış politikayla ilgili olmanın ötesinde; Diyarbakır’daki bir evin sofrasına, Van’daki bir annenin yüreğine, İstanbul’da bir işçinin rehberindeki isimlere de dokunur. Orada hor görülen bir toplum, burada başını öne eğen bir akrabadır. Orada susturulan bir ses, burada yutulan bir kelime.
Ancak bugün zafer sarhoşluğuyla, bu akrabalık haritasını yırtıyorsunuz.
Dökülen kelimeler ekrandan yayılan bombalardan daha soğuktur. Çünkü bombalar bedeni yaralar; ama bu dil, kalbi yaralıyor. Bu ülkenin Kürt vatandaşlarının içsel bağını, “burası benim de evim” hissini, duygusal kimliğini yaralıyorsunuz.
Unutulmamalıdır ki;
- Bir devlet sınırlarını tanklarla koruyabilir.
- Ama bir ülke kalbini dille kaybeder.
Şu anda kurulan dil, Türkiye’yi güçlendirmiyor; aksine içeriden zayıflatıyor. Bu dil, bize Kürt vatandaşlara “sen bu hikayenin asli unsuru değilsin, geçici bir parçasın” diyen bir dil. Ve bu tarz bir dil inşa edildiğinde, kazanılan hiçbir mevzi gerçek değildir. Çünkü insanını kaybeden bir devlet, toprağını ve geleceğini koruyamaz.
İktidarın uyanması beklenemez ancak muhalefetin, özellikle bu ülkenin kök partisinin durması gereklidir. CHP ve Özgür Özel’in, Kürt vatandaşlara destek olduklarını yüksek sesle ve net bir şekilde ifade etmesi gerekmektedir. Bu zehirli dile karşı, kararlı bir siyasi duruş sergilemelidirler.
Çünkü artık mesele Suriye değil. Bugün artık sınırların güvenliği da değil. Bugün mesele Türkiye’nin tek bir halka ait olmadığı gerçeğidir.
Türkiye, kendi Kürtlerine Şam’ın aynasından bakmaya başlarsa, bu sadece yanlış bir dış politika değil; aynı zamanda Cumhuriyet’in iç sözleşmesinin fiilen bozulduğu anlamına gelir.
Ve bir ülke, iç sözleşmesini bozduğu anda artık zafer kazanmaz. Sadece daha büyük problemlere doğru adım atmış olur.
Bugün TBMM’de kurulması gereken tek gerçek cümle şudur: Kürtler ve akrabaları bu ülkenin meselesi değil, aidiyetin özneleridir.
Bunu yüksek sesle ifade etmeyen hiçbir siyaset, bilinçli ya da bilinçsiz Türkiye’yi haritalarda büyüten ancak kalbini küçülten bir siyasettir.