Özel Röportaj: Yarış Pilotu Vedat Ali Dalokay’a Hayatı ve Kariyeri Hakkında Merak Edilenleri Sorduk

Uluslararası yarışlarda ülkemizi gururla temsil eden pilot Vedat Ali Dalokay Türkiye’nin yetişdirdiği en başarılı pilotlardan biri. En son Roma’da düzenlenen Coppa İtalia Turismo yarışında 1. olarak göğsümüzü kabartmıştı. Biz de Vedat Ali Dalokay’a ulaştık. Hayatı ve kariyeriyle ilgili merak edilen soruları sorduk. Kendisi de bizi kırmayıp samimi cevaplar verdi.

Türk motor sporları için Vedat Ali Dalokay kimdir?

Şimdilik bu soruyu benim ya da bir başkasının cevaplaması için erken fakat ileride vizyoner, neşeli, hızlı ve gençlere ilham olabilmiş bir pilot olarak anılmak isterim.

Yetenekli olduğunu hissettiğin ilk an hangisiydi?

Yani bu göreceli bir kavram ve el elden üstündür. Türkiye’de ve yurt dışında domine ettiğim dönemlerde kendime inancım pekişti. Ancak omuriliğimin kontrolünde verdiğim tepkilerde gerçekten içimden “vay canına” dediğim anlar da oluyor.

Küçükken kendisine idol olarak aldığı pilot ya da pilotlar var mı?

Küçükken Juan Pablo Montoya’ya bir sempatim vardı. Bilinçli olarak Formula 1 izlemeye başladığım yıllarda Michael Schumacher dominasyonunu bitirebilcek tek kişi Montoya gibi gelmişti. Yine aynı yıllarda Kimi Räikkönen kazandığında da seviniyordum. Colin McRae’nin de yeri bende çok ayrıdır.

Hamilton mı, Verstappen mi, Leclerc mi? Neden?

Verstappen saf hız, kesinlikle çok başarılı bir pilot ve 2 dünya şampiyonluğuna nicelerini ekleyeceği şimdiden belli. Leclerc’in başarısını, vaftiz babası, Japonya Grand Prix’inde kaybettiğimiz Jules Bianchi’nin emeklerini gökyüzünden izlemesini umduğum için istiyorum. Ancak genel resme baktığınızda bu 3 pilot arasından tartışmasız Hamilton’cıyım ben. Çaylaklığından gençler için rol model olan efsane pilot oluşuna, yıllarca ekran başında ve tribünde tanıklık ettim. Bence tüm zamanların en iyisi o, son şampiyonluğunu ilan ettigi Türkiye Grand Prix’sindeki yarış sonu telsiz konuşmasını dinlemenizi tavsiye ederim.

Yarışmaktan en çok keyif aldığın pist hangisiydi ve neden?

Yakın zamanda Misano’da yarışmıştım. Gece yarışıydı. O tribünleri dolu hayal edemiyorum bile. Biz pilotlar yarış öncesi pist yürüyüşü yaparız, pisti çalışırız. Tribünlere dalıp gitmekten yürüyüşe odaklanamamıştım. Ayrıca dezavantajlı bir aracımız vardı o hafta sonu. Ona rağmen podyumda bitirdiğim bir yarıştı. O hafta sonuna ithafen ve Marco Simoncelli’nin anısına Misano diyorum.

Yarış esnasında konsantrasyonunu en çok bozan şey hangisi?

Dikkat ve konsantrasyonum kolay kolay dağılmaz. bilgisayar oyunu oynamak gibi, sadece restart tuşu yok gibi düşünebiliriz. Limitlerimizi zorluyoruz. Hem arabanın hem kendimizin. Arabanın limitlerini tanıyorsun zamanla, kendi limitlerin de sevdiklerin aslında bir bakıma. Ailem ve köpeklerim başta geliyor. Eskiden ailem o an, orada beni izliyorsa biraz baskı oluştururdu. Artık kokpite oturduktan sonra tek odağım gidebildiğim en hızlı şekilde gitmek oluyor. Arz yerinden oynasa damalı bayrağa kadar umrumda olmuyor pek. Tabii sıcak hava arada sırada zorlamıyor değil. 🙂

Başından geçen en büyük kaza hangisiydi? O anlarda neler hissettin?

Ortaokulda kartingde yarışırken araçtan fırlamıştım, yerde yatarken pit duvarında annemi ve babami gördükten sonrasını pek hatırlamıyorum, ilk yardim yapan sağlık ekibi ve ambulansı görünce kendime geldim. Bir de birkaç sene önce Türkiye Pist Şampiyonası’nda, körfez pistinde son düzlük öncesi üç takla attım, Coldplay’in Scientist klibi gibi her şey ağır cekim ilerliyor. Her taklada yeri ve göğü sanki dakikalarca gördüm, dağılan cam parçaları kokpitte adeta havada asılı kaldılar. Ağzıma dolan toprağın içinde cam parçalarına kadar hissettim. Bittiğinde otomobilden kendim çıkabildim. Gözetmen arkadaşlar sağolsun ambulans gelene kadar köfte ekmek ve ayran ikram etmişlerdi 🙂

Bazı pilotların yarış öncesinde çok stresli olduğu hatta heyecandan istifra ettiğini biliyoruz. Yarış stresiyle nasıl başa çıkıyorsun?

Zaten o his için yaşıyorum, o heyecan bana yaşadığımı hissettiriyor. Elbette bir miktar bende ve takımda stres oluyor, sonuçta mücadele etmek ve kazanmak icin ordayız. Bu stresi zamanla kontrol edip, kazanma hırsına çevirmeyi öğreniyorsun. Kaskın vizörünü indirdiğim anda, tekerlekler henüz ilk turlarını atarken bu kayboluyor. Nazım Hikmet’in dizeleriyle; kan ter içinde, aç ve öfkeli ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek istiyorsun otomobilin.

Farklı kategorilerde yarışmak isteseydi bu hangisi olurdu?

Formula 1 elbette isterdim, hayali bile çok güzel. Pist dışı disiplinin en üst mertebesi WRC (Dünya Ralli Şampiyonası) de cezbedici. Gerçekçi olmak gerekirse, yarış disiplininden ziyade rekabetin boyutu beni çeker. Yaptığımı daima bir üst seviye taşımak isterim. Su an yarıştığım touring arabalarıyla sırasıyla Avrupa ve Dünya Şampiyonası yapmak hedefim.

Türkiye’de otomobil sürmeyi en çok sevdiğin yerler nereler?

Çanakkale Boğazı’ndan İzmir’e inmek keyiflidir. İznik Gölü etrafında seyir etmek, Mersin’in Mut ilçesinden kuzeye doğru Toroslar’ı aşmak, Aksu Nehri boyunca; Burdur, Isparta ve Antalya’ya iniş, İzmir’de Sarpıncık Deniz Feneri rotası, İldir ve Çeşme’ye varış, İç Anadolu nehirleri boyunca yol almak, yine Munzur Nehri boyunca seyir ilk aklıma gelenler. Bir ilkbahar veya yaz akşamı gece çok geç saatlerde, ağaçlar yeşermiş, bomboş trafikte İstanbul’un belli semtleri de olabilir.

Yarış için gittiğiniz ülkelerde ya da şehirlerde sizi en çok cezbeden hangisiydi? Neden?

Uzun yıllar eğitimim dolayısıyla yurt dışında, Avrupa’da yaşadım. Alışık olduğum bir durum, ancak yarışların yapıldığı tesisler çok cezbedici. Piste vardığımda mutlu oluyorum. Yarış haftasında yarışa kadar pistten çıkmasam rahatsız olmam. Temennim Türkiye’de de bu tarz müsabakalara ev sahipliği yapabilecek tesislerin çoğalması.

Bir yarış pilotu olarak trafikte olmak nasıl bir duygu?

Trafik, muhtelif vasıtaların eş zamanlı A noktasından B noktasına gittiği bir yer. Ben yarış pilotu olarak otomobillerle yarışıyorum, ancak trafikte ben de sıradan bir bireyim. İnsanların bir pilot gibi araca hakim sürmesini bekleyemeyiz elbette. Bu demek değildir ki kurallara uymamak veya dikkatsiz olmak kabul edilebilir. Bu oldukça rahatsız edici bir durum. Bir uçak pilotu kafasına estiği gibi pistte ters yoldan taxi yapmadığı gibi bir şoför de ters yola girip kendisinin ve başkalarının canını tehlikeye atmamalı. Lastik üstü ulaşım/taşımacılığın bu kadar basite indirgenmesi, kural tanımazlığı beni rahatsız ediyor. Yarış pistindeki çoğu kuralın çıkış noktası ve uygulanışı günlük hayattaki trafik akışına benzer, bunlar kaza oranlarını azaltmak içindir. Tabii trafik akışının kusursuza yakın icra edildiği ülkeler var, oralarda araç sürerken daha huzurlu değil miyiz zaten?

Yarışlarda kürsüye çıkmak, Türk Bayrağını dalgalandırmak ve İstiklal Marşı’nı dinletmek nasıl bir his?

Harikulade. O an gözyaşlarıma hakim olmak için direkt uzakta arka plana bakıyorum. Marş okunduğu süre boyunca duygularıma yenik düşmemek için kürsünün altında, kalabalığın içinde şampanyayı patlatmamı bekleyen, haykırarak İstiklal Marşı’nı söyleyen takım üyeleriyle göz göze gelmemeye çalışıyorum, ta ki marş bitene kadar. Uluslararası arenada Türk Bayrağı’nın gölgesinde İstiklal Marşı’nı çaldıran her sporcu bence en büyük vatanperverlerdir.

Kariyerine kaç yaşına kadar devam etmek istiyorsun? Bunun bir sınırı var mı?

Hiç düşünmedim, gidebildiğim yere kadar gitmek istiyorum. Şimdilik işlerin gidişatından memnunum. Rekabet edemediğimi hissettiğim yerde bırakırım. Kurt ölüsünü göstermez.

Takım emirleri konusunda ne düşünüyorsun? Daha önce takım emrine karşı çıktığın oldu mu?

Bu bir takım sporu sonuçta ve takım emirleri bu sektörün en üst düzeyindeki etkinliklerde oluyor. Bu da işin gösteri kısmının bir parçası. Sporun doğasına uymasa da sporun var olması icin gereken bir etmen. Zaten 7 yaş grubunun yarıştığı bir karting yarışında takım emri göremezsiniz, olmaz da. Bana takım emri değil de takım tavsiyesi verir direktörüm İbrahim Okyay. Sağ olsun beni serbest bırakır; büyük resimde başarılı olmam için arada sırada konservatif sürmemin, şampiyonada statükoyu sürdürmemin ve dikkatli olmamın altını çizer. Çünkü sezon sonu şampiyonada 1 puan bile fark yaratabiliyor.

Puan almanın çok zor gözüktüğü bir yarışta damalı bayrağı görme motivasyonunu nasıl sağlıyorsun?

İlk pole position başladığım yarışı maalesef üçüncü bitirmiştim. Podyum seremonisi ve sonrasında podyumun altına park edilen birinci arabayı uzaktan kaşlarımı çatarak, dudağımı sıkarak izledim dakikalarca. Ertesi gün yine pole başladım ve ilk Grand Slam’imi yaparak birinci bitirmiştim. Çok haz veren bir gündü. Tabii bu bir yarış özelinde bir örnek. Damalı bayraktan ilk sırada geçmek ve tüm takımla o an pit duvarında selamlaşmak en büyük motivasyon kaynağı, her seferinde duvara daha çok yaklaşmaya çalışıyorum 🙂

Gerçekten söylendiği gibi çok pahalı ve zengin sporu mu bu spor?

Yüksek rekabetçi seviyede yapılan hangi spor pahalı değil ki? Zaten en pahalı şey zaman. Elbette bu mahalledeki potada şut atarak üçlüğünüzü geliştirebileceğiniz bir spor değil. Kas hafızasının yerleşmesi icin simülatörde ve pistte antrenman yapmak gerekiyor. Yarış otomobilleri ve parçaları oldukça pahalı. Günlük hayatta sürdüğümüz versiyonlarından çok daha pahalı.

Çocuklarının pilot olmasını isteyen ebeveynlere önerileri neler?

Çocuklarının pilot olmaya merakı varsa muhakkak hem takım hem ferdi spor branşlarına yönlendirmeleri bence çok önemli. İkisi de karakter gelişimi ve spor becerisi icin bence elzem. Uykusuz hafta sonlarına, sürekli seyahat etmeye, sosyal hayattan feragat etmeye, benzin ve yağ kokusuna alışmaları lazım. Genç yaşlarda kartingle başlamaları ve bunun sorumlulukları yerine getirmeye hazır olmaları lazım. Esteban Ocon’un ailesinin çok zor bir geçmişi olmuş, ancak Esteban şu an dünyada Formula 1’de yarışan 20 kişiden biri. Bunun gibi onlarca başarılı örnek sayabilirim. Ben henüz baba olmadığım için söylemesi belki kolay ama becerilerin geliştirilebileceğini fakat yeteneğin doğuştan geldiğini unutmamaları lazım.

Motor sporlarına başlamayı düşünen çocuklara önerilerin neler?

Ben 3-4 yaşlarındayken babama parkur hazırlatıp bisikletle saatlerce parkuru sürer, babama süre tuttururdum. Bir gün pedallı Ferrari F40 geldi eve, ilk iş pedalları söküp Bebek-Ehram Yokuşu’ndaki yağmur kanalına girdim, Bebek polis karakoluna kadar indim aşağı 🙂 Demem o ki, Top Gun’da Tom Cruise’un o efsane sözü gibi “Feel the need the need for speed” durumu olması lazım. Sürekli farklı tipteki yarış organizasyonları izlemelerini öneririm. Gözlem en iyi öğrenme metotlarından biridir. Bilgisayar ve konsolda simülasyon antrenmanları yapabilirler. En üst düzey pilotlar dahi böyle antrenman yapıyor.

Takip ettiğiniz başka spor branşları ve desteklediğiniz bir takım var mı?

Skratch handicap golfçüyüm, Türkiye’de ve yurt dışında başarılarım var. Artık oynamasam da yıllarca Amerikan futbolunda oyun kuruculuk yaptım, Türkiye’de ve İtalya’da şampiyonluklarım var. Futbol takımı soruyorsanız Galatasaraylıyım. Başlıca en yüksek seviyede yaptığım branşlar bunlar. Hobi olarak çoğumuzun yaptığı kış ve yaz sporlarında da iddialıyımdır ama 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir